_20200807_210225.JPG
ÖNSÖZ

 

Karanlığa ışık saçan gökteki en parlak yıldız parladı ve ölümsüzler ölümlülere genini aktardı. Bilginin altın* gibi parlayan ışığıyla rehberlik altındaki insan ayağa kalktı. İnsan kendisindeki yaratım ve dönüşüm gücünü kavramak için hayatın anlamını ve sonsuz yaşamı aramaya başladı.  Karanlığın gölgesinde para, güç ve ölümsüzlük için her şey mubahtı. İnsan ırkı zafer için kimyayı savaşta, güç için ateşi silahta ve yaşama tam hâkimiyet için simyanın kadim bilgilerini ve teknolojinin nimetlerini menfaati için kullanabilirdi ki bunları tereddütsüz yaptı.

Simyanın zamanda yolculuk yapan her şeye vakıf rehber tarafından gökten yere indirilmesiyle beraber sanki metallerin soğuk bedenine ılık ruh geldi. Çeşitli elementler, farklı surette insanlar gibiydi. Kimisi vahşi yağmacı, kimisi ilkel savaşçı, kimisi paracı, kimisi toy, kimisi ham olarak tekâmül sürecinde pişiyordu. Kimisi yanarken karartı hâline geliyor, kiminin ruh ateşi Dünya’nın merkezindeki magmaya, kimininki de Güneş’in ateşine karışıyordu. Kimi de öfkeden alev alev yanarak kömürleşiyor, kızgınlıktan kızarmış gözlerle etrafa nefretle bakıyordu. 

Ölümsüzlüğün arandığı ılık kan kokan dar yollarda, hep o karartının soğuk nefesi vardı.  Ölümün vücut bulmuş hâli, yer altındaki ölüler ülkesinin en derin dibinde yaşayan, hayatını savaşlarda veren ruhları kendine çağırırdı. Alacakaranlık geçip de gün ağardığında ve ölü bedenlerin eti yavaş yavaş çürüyüp toprağa karıştığında, göçmen beyaz kuşlar gibi uçan ruhları bekleyense yaşarken verdikleri karardı.

Bilgi ve hikmet verilerek kutsanmış hızlı ulaksa savaşı değil barışı tavsiye ederdi. Onun tavsiyesine uymayanları bekleyen kalbi kemiren derin bir kederdi. Kader ise yaşadığını sananlara, ölümden sonra sonsuz yaşamayı arayanlara “uyku getiren” bir bilgenin elindeydi. Rehber bilge her çağ, her şehir, her beden ve her zihinde şekilden şekle girip dolaşırken onu gören ve illüzyonu anlayanları uykusundan gerçeğe uyandırırdı. Gerçeğe uyananlar Anka Kuşu gibi yanıp kararıp tinsel rüzgârda küllerinden yeniden doğardı.

Karartı, “Gökte ne varsa Yerde de o vardır” deyişi üzerine kurulan simyada, Güneş’in aydınlığına dönüşme yolundaki insanın tortusunu, Satürn enerjisini temsil ederdi. Satürn’e taht kuran, göksel ırk Titanların en cesuru, zamanın ve karmanın efendisi “Herkes ektiğini biçer” der ve oyunu döngülerle sürekli devam ettirirdi. Ta ki döngü kırılıp yerle gök bir olana kadar.

Zaman ağır ağır akarken mevsimler dönüyor, turnalar göç ediyor, yüzyıllar hızla geçiyor, şehirler ve içindekiler değişiyordu. Değişmeyen tek şey:; Güç, para ve ölümsüzlük için öldüren savaştı.